‘Western ölmemiştir. Ne dün ne de bugün. Gerçekten ölen sinemanın kendisidir.’
Sergio LEONE
Devamı için tıklayın
GERİ DÖNMEK YOK
Bazı filmler vardır, basında/medyada haklarında çıkan yazılar doğrultusunda izlendiklerinde hayal kırıklığıyla sonuçlanırken bazıları da, söylenenleri tam anlamıyla karşılar nitelikte olurlar.
Devamı için tıklayın
ATINI PARKEDEMEYEN KOVBOY
Klint İstvud’un Affedilmeyen’ler (Anforgiven) bir kovboy eskisini oynaması hem şaşırtıcı hem de bir o kadar da şaşırtıcı olmayan bir durum aslında. Sinema tarihinde kaç kişi kovboyluktan emekli olmayı hak edebilir ki.. Kariyerinin nerdeyse tümünü Serci Leone’nin filmlerinde canlandırdığı sessiz ama sonuna kadar delikanlı isimsiz karakterine borçlu olduğunu söylemek pekte yanlış olmaz. Eli silah tutan herkesin bir dönem kovboy olduğu bu filmlerde İstvud, hem eli silah tutan, hem kısık gözlerle derin bakışlar atan, hem de at üstünde parende/flik-flak gibi akrobatik hareketlerle kötü/çirkin herkesi alnından vuran biri olarak karşımıza çıkıyordu. Kaderin cilvesine bakın ki o yiğit, silahına kadar delikanlı adam Affedilmeyenlerde çoluk çocuğa karışmış, domuzları ayırmakla meşgul, hayatın varoluşsal kısmına kendini kapatan biri olarak karşımıza çıkar. Devamı için tıklayın
Dönüş
“Yıllar sonra bile dev gibi bir adamın, yani babamın, gözümde bu en güçlü otoritenin, adeta nedensiz çıkagelerek beni gece vakti yataktan alıp götürebileceği düşüncesinin, yani babam karşısında böylesine bir hiç olduğum gibi kahredici duygunun altında ezilip durdum hep.” Kafka/Babama Mektup Devamı için tıklayın
FİLM ENDÜSTRİSİ VE POLİTİKA
‘Kültürel bir çöl yaratılmışsa, orda her şey satar. Çünkü çölde her şey mucize etkisi yapar.’
(Pasolini )
Afganistan, Hollanda ve Japonya ortak yapımı olan OSAMA Afgan yönetmen Sıddıq BARMAK’ın ilk uzun metrajlı filmi. 2003 yılı yapımı olan film gerek aldığı ödüllerle, gerek ABD ve müteffiklerinin Afganistan’ı işgali sonrasında çekilen ilk film olması gerekse de konuyu ele alış şekliyle epeyce konuşulacağa benzer. (Ki bu yazıyı tetikleyen de OSAMA filmidir.) Devamı için tıklayın
Amerikan Sineması’nın bize ‘Garez’i var : (İki ‘Garez’ Üstüne Bir Yazı)
Japon Sineması’nda ‘korku’nun ayrı bir yeri var. Japon kültürü, korku mitlerini çok fazla barındırıyor. Sinema da bundan yararlanıyor tabi. Hiçbir korku öğesi kullanmasa da, geleneksel Japon tiyatrosunda yer alan maskeler bile en masum yüzü en korkutucu hale dönüştürebiliyor. Kitano’nun Onibaba filminde, sevdiği adamın koynuna koşarak giden yeni gelin, kaynanası tarafından şans eseri ele geçirilmiş bir maskeyle korkutulur. Hiç de korku filmi denemeyecek, hatta epeyce de komik olan film sırf bu maske ve Japon kültüründeki ‘kötü ruh’ inancı yüzünden sizi korkutabilir. Devamı için tıklayın
‘Mutlu Aşk Yoktur’ mu?
François Ozon’un Beş Kere İki Filmi, boşanmayla sonuçlanan bir ilişkinin beş değişik dönemini anlatıyor. Marion ve Gilles, avukatın ofisinde karşılıklı anlaşarak boşanırlar. Çift boşandıktan sonra, eski günlerin hatrına bir otel odasında sevişmeyi dener. Bu başarısız çabanın sonunda Marion odadan çıkarken Gilles seslenir ‘yeniden deneyelim mi’? Devamı için tıklayın
Trier’in Avrupa’sı
Avrupa, son iki yüz yıldır medeniyetin ölçütü durumunda. Doğu, ancak Avrupa’nın türevi olarak ilerleyebiliyor. Türkiye de, ta Tanzimat’tan bu yana Avrupalılaşma iddiasında. Bu özlem, önceleri sadece okumuşlar ve Avrupa görmüşlerin hayaliyken, bu gün, aşırı uçları bir yana bırakırsak, tüm toplumun hedefi haline gelmiştir. İnsanlar, fırsatını buldukları anda soluğu Avrupa’da alıyorlar. Devamı için tıklayın